Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz’dan Akşam Saatlerinde Dikkat Çeken Açıklama “PKK Heyetiyle Saray’da Ne Konuşuluyor?”
Hepinize saygılar sunuyorum. Ben Öztürk Yılmaz, Yenilik Partisi Genel Başkanıyım. Bilmeyenler için bir kez daha belirtmek isterim ki, sizlerle bir arada olmaktan her zaman büyük bir memnuniyet duyuyorum. Geç bir saatte yayını açıyoruz ama değinmemiz gereken çok önemli konular var. Değerli kardeşlerim, siyasette önemli gelişmeler yaşanıyor. Türkiye’de “İtibardan tasarruf olmaz” diyen bir Cumhurbaşkanı var. Ancak gelen yabancı konuklar, bu sözlerin ne kadar anlamsızlaştığını her defasında gözler önüne seriyor. Örneğin bugün Almanya Başbakanı Türkiye’ye geldi. Elinde valizleriyle, neredeyse korumasız bir şekilde, laptopunu kendi taşıyarak geldi. Sade bir gelişti bu. Ben de bununla ilgili bir paylaşım yaptım. Dedim ki: “Türkiye’de birçok kişi buna kızacaktır. Çünkü Almanya gibi bir ülkenin başbakanı böyle gelirse, buradaki yöneticiler ‘Bu bize örnek olmasın!’ diye rahatsızlık duyar.” Gerçekten de Almanya Başbakanı’nın bu gelişi yeni bir tartışmayı başlattı. Erdoğan’ın ülke kaynaklarını nasıl israf ettiği, makamı nasıl suistimal ettiği bir kez daha gündeme geldi. Bana göre o, artık Cumhurbaşkanı değildir. Almanya Başbakanı’nın sade gelişi, Erdoğan’ın şatafatını gözler önüne serdi. Halk da bunu gördü, tartışmaya başladı: “Demek ki oluyormuş, bir başbakan sade bir şekilde gelebiliyormuş.”
Değerli kardeşlerim, konulara geçmeden önce size bir anımı anlatmak istiyorum. Yıl 1999. Dışişleri’nde diplomattım. Oslo’ya, AGİT Bakanlar Konseyi toplantısına gidiyoruz. Bu, benim ilk yurtdışı görevim. Türk heyetiyle birlikte gittik. Herkes heyecanlıydı; çünkü toplantının açılışını Norveç Kralı yapacaktı.
Bir anda birisi “Hey, king is coming!” diye bağırdı. Herkes ayağa kalktı, kralın nasıl geleceğini merak ediyoruz. Ben de bakınıyorum, etrafta kral yok. Bir baktım, yağmurlu bir havada, bisikletiyle geliyor! Bisikletini park etti, ayaklarını sildi ve içeri girdi.
Bizim heyetten bazıları şaşırıp “Böyle kral mı olur?” diye dalga geçti.
Oysa bu kişi Norveç Kralı’ydı; ülke zengin, refah seviyesi yüksek ama kral son derece sade bir yaşam sürüyordu. Benzer şekilde, Belçika’da başbakanlar bisikletle işe gider.
İngiltere’de Boris Johnson da bisikletle gider, marketten elmasını alır ve çıkar; koruması bile yoktur. Çünkü Batı’da sade yaşamak esastır. ABD Başkanı Joe Biden bile sahilde eşiyle birlikte tek başına güneşlenir.
Peki bizde durum ne?
Bizde “görmemişlik” var. Özellikle bazı Arap ülkelerinde bu görmemişlik daha da fazladır, bizde ise onun bir kopyası yaşanır. Erdoğan’ın 1100 odalı sarayı var. Almanya Başbakanı geldiğinde, sade hali bile Erdoğan için bir tehdittir. Çünkü varlığı bile Erdoğan’ın yanlışlarını gösteriyor; ayrıca hiçbir şey söylemesine gerek yok.
Bu görüntü bile başlı başına bir mesajdır. Bir başka örnek: Putin. Rusya Devlet Başkanı olmasına rağmen, Kremlin Sarayı dışında aşırı bir lükse kaçmaz. Kremlin zaten tarihî bir yapı, yüzyıllardır devlet merkezi olarak kullanılıyor. Ancak orada bile bir sadelik vardır.
Bizde ise durum farklı. Erdoğan devletin kaynaklarını kendi şahsı, ailesi ve yakın çevresi için kullanıyor. Halkın, emeklinin, asgari ücretlinin hakkı lükse ve gösterişe harcanıyor.
Çocuklarına vakıflar kurduruyor; TÜGVA, TÜRGEV gibi yapılar hazine kaynaklarıyla destekleniyor. Vatandaş vergi veriyor, o vergiler bu yapılara akıtılıyor. Sonra halk yoksullaşıyor, aç kalıyor.
Peki Avrupa’da böyle bir şey mümkün mü?
Belçika’da, Finlandiya’da, hatta İskandinav ülkelerinde cumhurbaşkanları, başbakanlar sıradan insanlardır. Halkın arasına karışır, pazara gider, meyve alır, fiyatını bilir.
Erdoğan’ı hiç pazarda gördünüz mü? Bir kez göstermelik olarak markete gitti, o da akrabalarının iş yeriydi. Çünkü Erdoğan ülkeyi değil, bir şirketi yönetiyor.
Bu nedenle diyorum ki: Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk’ün maneviyatına, Cumhuriyet’in değerlerine ve milletimizin geleceğine bir tehdittir. -Değerli kardeşlerim, bu yüzden “Frederick Mers” örneğini verdim.
Çünkü sadelik, dünyanın en güzel şeyidir. Sabah kalkarsınız, sade bir şekilde markete gidersiniz, selam verirsiniz, işiniz görülür.
Bu bir kültürdür. -Ben de hayatım boyunca sade yaşadım.
Hiçbir zaman lükse, şatafata özenmedim. Diplomatken bile VIP salonlarını zorunlu olmadıkça kullanmadım. 20 yıl boyunca elimde diplomatik pasaport vardı ama hiçbir zaman bunu bir ayrıcalık gibi görmedim. Hâlâ diplomatik pasaportum var, ama ben hep halkın içindeyim.
Bu işler böyledir hemşerim. Eğer bir insan görgüsüz, eğitimsiz ve liyakatsizse; önemli devlet makamlarına geldiğinde topluma sadece zarar verir.
Batı’da şöyle bir anlayış vardır: Sadelik, asaletin göstergesidir.